Vivo

Grup çalışmaları

Latince “Yaşıyorum” anlamına gelen Vivo başlığını, Gustav Meyrink’in “J. H. Obereit'ın Zaman Sülüklerini Ziyareti” isimli öyküsünde geçen bir mezar taşından ödünç alan sergi, Kasa Galeri’nin üç odasına yayılan mekan düzenlemesinden oluşuyor. Serginin ortak temeli, sanatçıların kolektif tasarıları sonucunda mekanın zeminine yapılan müdahaleden meydana geliyor. Çalışmayı, Erinç Seymen’in Londra’daki bir mezarlık üzerine yaptığı araştırmalardan ortaya çıkan resmi ile Kerem Ozan Bayraktar’ın ve Ahmet Doğu İpek’in gündelik mobilyaları referans aldıkları nesne düzenlemeleri tamamlıyor. Çalışmanın çıkış noktası sergi mekanının bulunduğu konum ve tarihsel belleği olarak belirse de hem fiziksel hem sembolik olarak “kasa”yı anı, ölüm, yas ve yaşam olguları etrafında ele alan sergi, fiziksel ve psikolojik tahribatın yaşam alanları üzerinde bıraktığı izler üzerinden mekanı yeniden kurguluyor. Sergi, sınırları politik anlamda deformasyona uğramış bu yeni mekanın niteliksel özelliklerini kendine mal ediyor. Her “özel” alan gibi kilit altına alınan bir mekan olarak kasa, gizlerin içine kapandığı, ya da içine saklandığı ve tüm gizli şeylere ilişkin özel imgeleri besleyen bir metafor olarak beliriyor.

Ahmet Doğu İpek, ağaç gövdesinin doğal formundan, zarif bir nesneye dönüşme anı ya da tam tersi bir sahneyi donduruyor. Sanatçı, olmakta olan, süregiden ve anlatımı zor bir izlenime somut bir beden kazandırıyor. Tasarlanmış, hesaplanmış, kılı kırk yaran bir incelikle ortaya çıkarılmış bu karmaşık mobilya, bir nesnenin içinde gizleyebileceği bilgeliği hiç de bulanık olmayan bir imgeye dönüştürüyor. Kerem Ozan Bayraktar, üzeri örtüldüğü için biçimini çok da açığa vurmayan ve daha çok gizlerini saklamaya yönelik bir suskunluğu olan nesne düzenlemesi ile sergide yer alıyor. Sanatçının oluşturduğu düzenleme izleyiciye hiç de yabancı gelmeyen bir çağrışım yaratırken sanki geride kalmış bir anının pitoresk ayrıntılarını veriyor. Çalışma, ne olursa olsun bütünüyle açığa vurulamayan, varlığı yalnızca sahibine ait olan, içine sinmiş karmaşık bilmeceleri yakalayabileceğimiz saklı bir anı(t) önümüzde duruyor. 

İnsan, düşüncelerinin, duygularının ağırlığını elle tutulur başka nesnelere verdiğinde, bir nesnenin çevresine, bir nesnenin içine evreni yığabilir. Erinç Seymen de, tondo formlu resminde bir mezar taşını bize gösterirken varoluşsal bir evreni resmin mütevazi yüzeyine sığdırıyor. Tondo’nun, Antik Yunan, Bizans ve Avrupa sanatlarında geniş bir kullanım alanı bulan ve yaratıcı imgelere sembolik anlamlar yüklenmeye başladığından beri “sonsuzluk ve kozmos”un kendisini simgeleyen bir form olduğu düşünüldüğünde sanatçının tasarısı hiç de tesadüfi görünmüyor. Seymen, geçmişi, şimdiyi ve geleceği “Vivo” ifadesindeki yoğun yankının içine sığdırarak tekrar mekana geri yansıtıyor.

Doğrudan doğruya uzamın içinde işleyen Vivo, galeri tipi bir temsilden özellikle uzak duruyor ve çalışmaların hepsinin bir bütün oluşturduğu, birbirleriyle birebir ilişki içine girdiği, yeniden üretime dayanan bir yöntem seçiyor. Aynı gizi paylaşan bu içtenlikli imgeler, nesneleri saklayan bir nesne olarak kasanın içinde kendi özerk alanlarını kurarken, aynı zamanda bütüncül bir okuma öneriyor.

Derya Yücel

vivo02 vivo03 vivo04 vivo05 vivo06 vivo07 vivo08 vivo09