Kurallar

Eşlemenin[haritalama] temel özelliği bir nesneler alanının içindeki bağıntıların soyut yapısının, başka bir nesneler (genellikle ilk kümedekinden farklı türden nesneler) alanının arasında da sağlandığının gösterilebilir olmasıdır.

                                Ernest NAGEL / James R. NEWMAN

 

Pervanesi yavaş yavaş dönmekte olan bir helikopter, maket bir vinç tarafından taşınmaktadır. Yan duvara yansıtılmış animasyonda ise bir rüzgar türbini sakince dönmektedir. Bayraktarın çalışmasında düzenleme ve animasyon olarak karşımıza çıkan ve birbirinden oldukça farklı inşa kurallarına sahip bu iki yöntemi birbirine bağlayan nedir?  

Yerleştirme ve animasyon arasındaki temel benzerlik, imlenen nesneleri sadece başka türlü modellemek değil, bu modellenen yapıların dahil olduğu kuvvetler sisteminin görünür kılınmasıdır. Şöyle de denilebilir, hem animasyon da hem de heykel de sözü geçen nesneler, animasyon ve heykel olmak bakımından, kendilerinden beklenildiği gibi davranırlar. Animasyonda rüzgar türbinlerinin sürekliliği gösterilir; vincin kaldırması gereken nesneyi kaldırdığı görülür ; helikopter enkazı ise yerleştirmenin kendi içinde yapması gerekeni yapar. Öyleyse şu soruyla karşılaşılabilir: nesneler kendinden beklendiği gibi davranıyorsa neden başka yöntemler içinde eşlenmiştir. Cevap ise basittir: modelleme belirli bir nesneyi betimlemekten çok, bu belirli nesnenin nasıl bir güçler sistemine dahil olduğunu gösterir.

***

Bu bakımdan söz konusu olan şey, bağlananlara ek olarak bağıntıların görünür kılınmasıdır. Aslında bağlananların olmadığı bile söz konusu edilebilir, daha çok bağıntıların yoğunlaştığı kimi noktalar vardır. Bu yoğunlaşmaların gündelik fizik dünyamızda benzerlerinin olması, amaçlananın, bu ögeleri olduğu haliyle betimlemek olduğunu göstermez, aksine önemli olan bunlara içkin olan kuvvetler sistemini ele geçirmektir*. Bu sistem, görünenin aksine tamamen soyut bir evrendir, buradaki soyutluk ise somut olanın karşıtı değildir, zira somut olanın karşıtı belirsizliktir. Soyutluk onun zihinselliğinden, kendi inşa kurallarıyla birlikte gelen şematizminden kaynaklanır.

Şematizm, bizi sentezin aksine bir tanıma kuralına değil, inşa kuralına gönderir; Şöylede denilebilir: bir “ev” hayal edebilirsiniz, ancak ev dediğinizde kimsenin kafasında evi nasıl yapması gerektiğiyle ilgili bir fikir uyanmaz. Ancak “doğru çizgi” bunun gibi bir şey değildir. Söz gelimi, “doğru çizgi” bir noktadan diğerine en kısa yoldur. Yani inşa ilkesi doğru çizginin tanımına yüklenir. Bayraktarın çalışmasında da buna benzer bir şey söz konusudur; her şey kendi inşa ilkeleriyle birlikte gelmiştir. Onun kurmuş olduğu bu soyut evren, kendi inşa kurallarıyla birlikte yüklendiğinden, hiçbir belirsizlik, yokluk ya da yabancılık taşımaz, aksine birçok şey garip bir şekilde tanıdıktır.

Serginin “kurallar” olarak adlandırılması da yapının sınırlarını belirlemeye yöneliktir. Bu çalışmanın belirli kuralları içermesinden gelmez –çünkü her ne gözlenirse gözlensin belirli kuralları içerecektir– daha çok kuralların, yani ögelere yüklenenlerin somutlaştırılmasındandır.

 

***

Sanatçının son dönem çalışmalarında imlenen bağıntılar,  göstergelerle temsil düzeyinde değil, gerçekten çalışan yapıların zorunlu çağrışımlarınca ön plana çıkar. “Çağrışım” denildiğinde kastedilen bir şeyin iliniksel anlamıyla kullanılması değildir. Daha ziyade bir şeyi, diğer tüm şeylerden ayırıp onu o şey haline getiren ilkeleri ve kuvvetleri görünür kılması, çağrıştırmasıdır. 

Bu modellerin ayakta durması, çalışması, fiziksel dünyayla zorunlu bir ilişki içindedir, fakat bu, disiplinler arasılık bağlamında hem fiziğe hem de sanata dair olan şeydir. Örneklemek gerekirse, vinç kaldırması gereken şeyi, yani helikopterden arta kalanı taşırken, yerçekimine karşı kinetik bir enerji kullanır. Bu durum bir kaidenin bir heykeli taşıyıp onu çevresinden yalıtmasına oldukça benzemektedir. Zaten pek açıklıkla heykelde söz konusu olarak çalışan bir helikopter değil, helikopterden arta kalandır; gerçek işlevi sanatsal nesnenin işlevine evrilmiş olan şeydir. Ek olarak, heykel ve kaidenin zorunlu ilişkisinden ötürü, vincin kendisi de kaide olarak yeni bir işlev kazanmıştır. Dolayısı ile işlevlerini yitirip başka türlü işlevler kazanmış nesneler söz konusudur. Bu yeni işleve denk düşen şey ise eşlemedir. Burada sanatsal düzlemden fiziksel düzleme doğru ya da tersi yönde eşlenen şey, öğelerin kendisi değil, onların aralarındaki yapısal ilişkilerdir.

***

Aynı inşa ilkeleri videoda, hareket kanunlarınca da söz konusu edilebilir. Rüzgar türbinlerinin bulunduğu ortamda onlardan bekleneni yapmaması, ancak ve ancak kurgunun olgusal dünyada karşılığını bulmaması yüzünden söz konusu edilebilir. -videoda keşfedilebileceği gibi rüzgar, rüzgar türbinlerinin enerji üretebileceği bir yönde esmemektedir- Fakat aslolan bu değildir, türbinler ve bize yakın planda salınan şerit tabi olduğu kuvvetler sistemine paralel çalışır. Bu kuvvetler sistemi, olgusal dünya değil, videonun kendinde gerçekliğidir. Aslında bu imgedeki göstergeler, kendi fiziksel koşullarına göründüklerinden daha fazla aittirler; hem güvenlik bandı, hem de türbinler birbirleriyle aynı ortamda iki farklı parametre uyarınca çalışır. İki ayrı parametrenin tek bir düzlemde işlemesi bizi modellemenin(eşleme) özüne taşır. Bu bakımdan videonun içinde, heykelin kendi içinde işleyen yasalara benzer bir sistem mevcuttur; heykelin yer çekimini baz alarak görünür kıldığı kuvvetleri; video, zamanı ve hareketi-dolayısı ile yönü- baz alarak gerçekleştirmektedir.

Videoda, helikopterin kaidesi olan vinç ile kurmuş olduğu ilişkiye benzer bir ilişkiyi açımlayan üçüncü  bir parametre de söz konusudur. Bu parametre şu ilişkiden çıkarsanabilir, bunlardan ilki videonun kendi gerçekliğine aşkın olan yerçekimidir. Pek tabii ki yerçekimi videoda değil, fiziksel dünyada söz konusudur. İlişkiyi tamamlayan ikinci unsur ise türbinin üzerinde bulunduğu betonun bir kaide davranışı göstermesidir. Bu sadece türbinlerin alışılmamış beton bir yüzeyde gösterilmesinden ötürü değildir. Videonun alan derinliği(illüzyon) görmezden gelindiğinde, yüzeysel kompozisyondaki dikler ve yataylar kaide heykel ilişkisini ikinci kez vurgular.

Buradan hareketle, Bayraktar’ın daha önceki çalışmalarındaki ilişkisellik meselesini, oldukça belirgin ve yalın bir noktaya taşıdığı görülmektedir. Sanatçının yalınlaştırdığı problem dilin ifade ettiklerini geri plana itip sadece dilin kendi yapılanışını görünür kılması değildir. Şüphesiz, dilin yapısını işlevinden ayrıştırmak mümkün değildir. Bayraktar’ında problemi burada ortaya çıkar; bütünüyle bir soyutlamaya gitmeden,  yani dilin taşıyıcılığını bir tarafa bırakmadan bir dizge nasıl kurulur?

 

 

                                                                                              Yağız Özgen

Nisan 2012

 

* Gilles Deleuze, Duyumsamanın Mantığı, sf.58.

Rules, 2012, Installation with computer animation, scale models, light and sound, electrical engine, dimensions variable

Rules, 2012, Installation with computer animation, scale models, light and sound, electrical engine, dimensions variable

img_1025-large

img_1052-large

img_1055-largerules,2012

video_snapshot

rules,2012