Rastlantı ve Zorunluluk

19 Nisan – 20 Mayıs 2018 

SANATORIUM, 19 Nisan – 20 Mayıs 2018 tarihleri arasında Kerem Ozan Bayraktar ve Sergen Şehitoğlu‘nun çalışmalarından oluşan ve adını Jacques Monod’nun aynı adlı kitabından alan “Rastlantı ve Zorunluluk“ isimli sergiye ev sahipliği yapıyor.

Kerem Ozan Bayraktar ve Sergen Şehitoğlu’nun birlikte gerçekleştirdikleri ‘Raslantı ve Zorunluluk’ isimli sergi, örüntü varyasyonlarının canlılıkla bağını coğrafi ve astronomik görselleştirmeler üzerinden inceliyor.

Sanatçıların birlikte gerçekleştirdikleri ‘Toz Şeytanları’ isimli animasyon çalışması, bir çöl üzerinde oluşan küçük toz fırtınalarının farklı devinim ve niteliklerine odaklanıyor. Bu çalışma, “belirme (emergence)” olarak bilinen karmaşık doğa olaylarının, öngörülmez bir biçimde yeni formlar ortaya koymasından hareket ediyor.

Kerem Ozan Bayraktar, sergide yer alan ‘Potansiyel Olarak Yaşanamaz Bazı Gezegenler’ isimli çalışmasında, bilim dergilerindeki ötegezegen (exoplanet) illüstrasyonlarının Astronomi’deki “yaşanabilir bölge” kavramıyla ilişkisini inceliyor. Bayraktar bu incelemeyi bilimsellik, kolonyalizm ve hayal gücü doğrultusunda gerçekleştirmekte. Bir dizi gezegen görselleştirmesinden oluşan bu çalışma aynı türden elementlerin farklı kompozisyonlarda bütünüyle farklı yapılar oluşturabilmesinin betimleme düzeyindeki biçimsel ve ideolojik boyutu ile ilgileniyor. Sanatçı, “potansiyel olarak yaşanabilir ötegezegenler” listesinde yaşam için elverişli olduğu söylenen ortamları, farklı senaryolar doğrultusunda tek tek araştırıyor. Bir gezegenin yaşama elverişliliği hakkında konuşmak için genelde oldukça yetersiz olan bilimsel verilerin iyimser yorumlarıyla elde edilen illüstrasyonlarının hiçbir zorunluluk taşımadığını aksine oldukça keyfi olduğunu belirten Bayraktar, nötr bir tavırla söz konusu verileri yeniden yorumlayarak mevcut gezegenlerin yeni görselleştirmelerini üretiyor. Sanatçının gezegen illüstrasyonları, popüler bilim mitlerinin aksine bu gezegenleri, yaşama elverişli olmayan özelliklerine odaklanarak betimliyor. Bayraktar’a göre gerek istatiksel bilginin olasılıksal yapısı gerekse de doğa olaylarını değerlendirirken içinde bulunduğumuz ideolojik çerçeve, bilimin ortaya koyduğu bilgiler hakkında spekülasyonlara neden olmakta ve bu sayede yaşama dair mevcut tanımlarımızı yeniden tartışmamıza pozitif bir biçimde olanak vermektedir.

Sergen Şehitoğlu’nun “Mojave Çölü” isimli çalışması ise, Antroposeni (İnsan Çağı), gezegenimizin morfolojik yapısı üzerinden inceliyor. Şehitoğlu çalışmasında, ABD’deki Mojave Çölü’nün uydudan elde edilen görüntülerini tarayarak, bu görüntülerdeki insan canlılığı belirtilerine, simetri, tekrar ve çeşitlilik bağlamında odaklanıyor. Bu çalışma, insan canlılığının biyolojik biçimsel yapısı ile insanın ortaya koyduğu temsil sistemlerinin biçimsel yapısını birlikte sorun ediniyor. Şehitoğlu’nun çalışmasında uygu görüntüleri aracılığıyla incelemekte olduğu çöl, potansiyel olarak bütün formları içeren bir tür olasılıklar uzamı olarak ele alınmakta. Çalışmada, dağınık haldeki cansız maddelerin kombinasyonlarıyla ortaya çıkan yaşam fikrinin, coğrafi örüntülerde yaşamı saptanabilir hale getiren göstergelerle benzerlikleri gösteriliyor. Şehitoğlu, Norbert Wiener’in yaşamı tanımlamak için kullandığı, “bir süreliğine entropiye karşı duran geçici adacıklar” ifadesinin, yaşamın kendi ürettiği formlar için de geçerli olduğunu dile getirmekte. Bu yönüyle bakıldığında, canlı varlıkların içinde bulundukları ortamda neden oldukları değişimlerin, doğrudan, o canlıların kendi biyolojik sistemleriyle olan karşılıklı bir bağlantısının bulunduğu söylenebilir. Büyüme, üreme ve çevresel şartlara tepki verebilme gibi yaşamsal dinamiklerin gerçekleşmesi için gerekli olan sıkıştırılmış madde ve enerjinin işlenmesi sonucunda çevreye bırakılan “dağınık” formlar, insan ürünü yapay nesnelerde de benzer özellikler gösteriyor. Çalışmanın temel amaçlarından birisi, bu eşlemeyi görünür kılmak.

Sanatçılara göre insanın doğrudan deneylemediği olayları betimleyen temsil sistemi, teknolojinin de işe dahil olduğu bir güç ilişkisi kuruyor. Geçmişte sözde-bilimsel ve sözde-fotoğraf görüntüler üreten Kerem Ozan Bayraktar, sergideki çalışmasında da üç boyutlu bilimsel görselleştirmelerin dilini taklit ederek, imge üretim araçları ile pozitivist anlayış arasındaki ilişkileri tahrip etmenin olanaklarını arıyor. Sergen Şehitoğlu ise uzaya bakan gözün tersine, uzaydan dünyaya bakan araçların imgelerinden yararlanıyor. Sanatçı, imge üretimi yerine mevcut görüntü arşivlerinin ayrıntılı taramalarını kullanarak, seçim yapma eylemini ideolojik bir araç haline getiriyor ve insan etkinliğini ulusal sınırlardan çıkararak gezegen sınırları ölçeğinde tartışılabilir kılıyor.